2010 Ekim, diyet, DİYET, diet, diyet yemekleri, zayıflama, Sağlıklı zayıflama, egzersiz, kilo verme, beslenme, hesaplamalar, kalori, kalori hesaplama, ideal kilo, sağlık, sağlık haberleri, cinsel sağlık, çocuk sağlığı, anne bebek sağlığı, Diyette.net

Category

Saçlarımız Neden Dökülebilir? Saç Kıran, Deride Kepeklenme, Mantar, Saç Hastalıkları

Saçlarınız neden dökülebilir?
dökülme şikayeti olan hastaların öncelikle saçlarının ne kadar döküldüğü öğrenilmelidir. Çünkü günde 25-100 saç telinin dökülmesi normaldir. Her saçın yaşı farklıdır. Ve her saç farklı zamanlarda dökülecek demektir. Gelişim döneminde saç en fazla 2 ile 6 yıl arasında kalır. 4-5 yıl sonra bu dökülecek yerine yenisi gelecektir. Bunun dışında kişinin her gün 150-200 saç teli döküyorsa problemi var demektir. Hastanın rejim yapıp yapmadığı, aşırı stresli olup olmadığı, yaşadığı ortamın fiziksel şartları öğrenilmelidir. Çünkü bu faktörler kişinin saç sağlığı ile doğrudan ilgilidir. Eğer bunlardan sonuç alınamazsa kişinin hastalık problemi olup olmadığı öğrenilmeye çalışılmalıdır. Vücutta enfeksiyon var mı, troid bezlerinde sorun mu var, kanser tedavisi mi gördü? Kan tahlilleri yapılmalı ve böylece bütün hormonların dengesi öğrenilmelidir. Ve testler sonucunda saç dökülmesinin nedeni iyice öğrenilip ona göre bir tedavi uygulanmalıdır.

Saç Kıran – Saçlı Deride Kepeklenme, Mantar,
Hastalar genellikle saçlı deride kaşıntı, kepeklenme, yara, saç dökülmesi ve seyrekleşmeden şikayet ederler. En çok kaşıntıya sebep olan hastalıklar; saçlarda bitlenme, saç ekzemaları ve diabetes mellitus yani şeker hastalığıdır. Kepeklenmeye sebep olan hastalıklar ise; saç ekzaması, sedef hastalıkları, sinirsel ekzama ve mantar hastalığıdır. Saç dökülmesi ve seyrekleşmesi yaygın ve bölgesel olarak karşımıza çıkar. Yaygın saç dökülmesine neden olan hastalıklar arasında özellikle; ateşli hastalıklar, demir-protein-çinko eksikliği, tiroid hastalıkları (tiroid bezinin az veya çok çalışması durumlarında), gebelik, şeker hastalıkları, karaciğer ve böbrek hastalıkları, anemi, zayıflama için aşırı diyet yapma, kanser hastalıklarının seyrinde bazı ilaçlar ve kimyasal madde kullanımı, merkezi sinir sistem hastalıkları ve stres yer alır. Bunların dışında bir de kadınlarda görülen, erkeklerdeki olağan kelliğe benzer (androgenetik alopesi) mevcuttur. Bu duruma en çok over kistleri, hormonal bozukluklar ve andrenal tümörler sebep olabilirler. Bu nedenlerden dolayı androgenetik tip alopesi çok iyi araştırılmalı ve tetkikleri yapılmalıdır.
Yaygın saç seyrekleşmesi ve dökülmesinin yanı sıra bazen bölgesel saç dökülmesi de olabilir. En sık rastlanan bölgesel saç dökülmesine örnek olarak mantar hastalıkları, saç kıran, bazı kozmetiklerin fazla kullanılması ve sürekli bir bölgeden saç koparılması sayılabilir.
Saç kıran, mantar hastalığı ve dönüşümü olmayan dökülmeler
Saç kıran, birkaç mm ile 1-2 cm. çapında yuvarlak bir alanda ani saç dökülmesi şeklinde karşımıza çıkar. Bu tür saç dökülmesi bir bölgede olabildiği gibi birkaç değişik yerde, örneğin sakal, saç, kaş ve kirpiklerde de olabilir. Saçkıranların asıl sebebi strestir. Fakat bazı otoimmun ve cilt hastalarında da görülebilir. Mantar hastalığı ise özellikle buluğ çağından evvelki çocuklarda ortaya çıkar. Burada kırık saçlar içeren kepekli alanlar, kıl diplerinde kepek ve mantar birikimi üzerine iltihap bulunan ve kılların kolay çekildiği inflamatuar nodüler biçimde karşımıza çıkar. Bu hastaların dışında, bir de saçlı deride kıl, folliküllerinde tahribat yaparak dönüşümü olmayan saç dökülmesi oluştururlar. Bunlar en çok doğumsal olurlar fakat enfeksiyon, fiziksel, tümöral ve diğer nedenlere de bağlı olabilirler.

Tedavi şekilleri
Saçlı deride kepeklenme, kaşıntı ve dökülmesi olan hastalar iyi sorgulanmalıdır, hastalığın durumuna göre çeşitli tetkikler yapılmalı, patolif durum ortadan kaldırılmalıdır. Bunun dışında tedavide genelde lokal iritonlar, lokal korti kosteroidler, intralezyonel ve diğer tedavi yöntemleri ile iyi sonuçlar elde etmek mümkündür. Tedavinin geç kaldığı taktirde dönüşümü olmayan kellikler ve skarlar oluşabilir

Tags: , , , ,

2010 Saç Renkleri Ve Modelleri

2010 ylının saç renginde en çok kum sarısı,yumuşak sarıve kumral renkleri göreceğiz ikinci yarısında ise karemel gölge ve röfleler ön planda olacak 2010 yılının saç modasınıkarma olarak yayınladık

Tags: , , , , , ,

Kışa Özel Bakım Güzellik Önerileri

kis-cilt-bakim, Kışa Özel Bakım ÖnerileriKoruyucu güneş kıremi ve nemlendiriciye yazın olduğu kadar kışında ihtiyacımız var.Bu yüzden güzel ve bakımlı bir cilt için nemlendiriciyi unutmamalıyız

Elleriniz
Çok sert sabunlar kullanmanız ellerinizdeki nemi yok edeceği için kurumalarına neden olur. Hatta çatlamalrına bile neden olur. Sabun yerine krem yapıda el sabunları kullanmayı deneyin.

Göz Çevresi Bakımı
Kış boyunca mutlaka göz çevrenizi korumak amaçlı güzel bir göz çevresi kremi kullanın.

Kışın gelmesiyle birlikte soğukların etkisini cildimizde de görüyoruz. Özellikle cildin kuruması karşılaşılan en büyük problem. Yüzümüz haricinde ayaklarımız, boynumuz, ellerimiz ve dudaklarımızın da kışın bakımına özen göstermeliyiz.
Kış boyunca kuru cilt, masaj ile eski ışıltısına kavuşur. Ellerinize, mutlaka el losyonu ile masaj yapın. Ciltteki kuruluk zeytinyağı, hardal yağı ve badem yağı ile yapılacak masaj ile giderilir. Kış boyunca size yardımcı olacak bazı bakım önerileri:

Pürüzsüz Cilt
Cildinizin kışın da pürüzsüz olmasını istiyorsanız, işte size bir reçete. Hardal yağı, zeytin ve susam yağı karıştırılır ve tüm vücuda sürülür. Cildinizin bebek gibi olduğunu göreceksiniz.

Saç Bakımı
Soğuk rüzgarlar saçlarınıza zarar vermeden saçlarınıza özel bakım uygulamayı ihmal etmeyin.
Dudaklarınız, kışın normalden çok daha fazla kurup çatlar. Güzel bir dudak balmi ile korumalısınız. Dudaklarınızı yalamaktan ve yemekten kaçınmalısınız.

Tırnak Bakımı
Belli aralıklarla tırnaklarınıza tırnak yağı sürün. Tırnaklarınız zayıfsa, kolay kırılıyorsa problem az su içmeniz ile ilgili olabilir. Çoğu insan yeterli miktarda su içmemektedir.

Kuru Bacaklar
Her banyodan sonra bacaklarınıza mutlaka nemlendirici losyon sürmelisiniz. Kışın ayaklarınızı yumuşak tutmak için gliserin içeren bir losyon uygulayın. Kışın çok sıcak su ile duş almak cildiniz için çok zararlıdır. Cildinizdeki doğal yağların yok olmasına neden olur.

Tags: , , , , , , , ,

Anne Sütü Nasıl Uzun Süre Saklanır?

emzirme, Anne Sütü Nasıl Saklanır

Çalışan annelerin sayısı gün geçtikçe artıyor, anneler bebeklerinin anne sütü alması için büyük özen gösteriyorlar.Anne sütünün yanlızca süt değil aynı zamanda hastalıklara karşı bebekleri koruyan mucize bir besin.Anne sütünün  nasıl saklanacağını biliyormusunuz?

Sema Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Gebeşçe anne sütünün bakteri üremesine dirençli olduğunu ve oda ısısında 10 saate kadar özelliklerinden kaybetmeden saklanabileceğini söylüyor. Buradaki önemli nokta anne sütünün saklanacağı kabın hijyen kurallarına uygun olması.

Anneler sütünü elle sağabileceği gibi süt sağma makineleriyle de sağabilirler. Ne şekilde yapılırsa yapılsın, süt sağılmadan önce eller iyice yıkanmalı diyen Dr. Arzu Gebeşçe sağılan sütün temiz bir plastik ya da cam saklama kabında saklanabilir dedi.

Ayrıca, sağılan sütler derin dondurucuda saklanma üzere süt saklama poşetlerinde de bekletilebiliyor.

Anne sütünün saklama süreleri
• Anne sütü dondurmadan 72 saat ve dondurulmuş sütü erittikten sonra 24 saat buzdolabında (+ 1 ile +4 °C arasında) saklanabilir.
• Süt, tek kapılı buzdolabının buzluğunda (-7 ile -2°C arasında) 3 haftaya kadar, iki kapılı buzdolaplarının buzluğunda 3 ay saklanabilir.
• Sütünüzü derin dondurucuda (-18 °C nin altında) 6 aya kadar saklanabilir.
• Kolostrum olarak adlandırılan doğumdan sonraki ilk 7 gün üretilen anne sütü sağıldıktan sonra içerdiği antikorlar sayesinde oda sıcaklığında 12 saat, daha sonra ki anne sütü ise 6 saat besin değerini kaybetmeden saklanabilir.
Anne sütü bebeğe verilmeden önce ısıtılmamalı. Isı anne sütünün anti-mikrobik özelliğini yitirmesine sebep oluyor. Bunun yerine anne sütü, ılık akan suyun altına tutularak ısıtılabilir. Donmuş anne sütü ise ya buzdolabında yavaş yavaş eritilebilir. Ya da donmuş süt benmari usulü yani sıcak suyun içine oturtulmuş bir kabın içinde hızlıca hazırlanabilir.

Anne sütü ile ilgili diğer öneriler
• Eritilmiş sütü bir saatten fazla oda ısısında bırakmayın.
• İkinci kullanımdan sonra kalan sütü atın.
• Eritilmiş sütü tekrar dondurmayın.
• Sütü buzdolabının kapağına koymayın.

Tags: , , , , , , , ,

Meme Ucu Çatlakları

meme-ucu-catlaklari, Meme Ucu Çatlakları
Özellikle yeni doğum yapmiş olan annelerde görülmektedir.Meme çatlakları çok acı verdiği için annenin bebeği emzirme süresi azalıyor ve bebek yeterli oranda anne sütü alamıyor. Bu nedenle meme çatlakları başlamadan önlem alınmalı.
Bebek sahibi olan anne, bebeğine herşeyin en iyisini, en doğrusunu vermek ister. Bir annenin bebeğine verebileceği en değerli şey ise anne sütüdür. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bebeklerin en az 4-6 ay arasında emzirilmesini önerirken, annelerin büyük bir bölümü memelerinde meydana gelen çeşitli rahatsızlıklar yüzünden bir dönem bebeklerini emziremiyorlar. Berlin Benjamin Franklin Üniversitesi Eğitim Hastanesi’nden Prof. Dr. Jürgen Vormann ve ekibinin yaptığı bir araştırmaya göre, yeni doğum yapan annelerin yaklaşık %30’u hatalı emzirme tekniklerini kullandıkları için meme başı çatlakları ve yarıkları yüzünden bir dönem bebeklerini emziremiyorlar. Bu dönemin bebek için çok gerekli olan sütün üretimini olumsuz etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Vormann,
“Memeyi ağızına alan bebek dişeti ve dudaklarıyla beyine uyarı göndererek süt yapımını başlatıyor. Fakat memede oluşan çatlak ve yarığa bağlı olarak ortaya çıkan ağrı nedeniyle, anne bebeğini memede rahat tutamıyor. Bu nedenle de sütün yapımı için gerekli olan uyarı beyine gitmiyor. Memede oluşan çatlak ve yarıklar süt yapımını olumsuz etkiliyor. Anne bebeğini ne kadar sık emzirirse süt yapımı o kadar çok olur. Anne sütünün bebek için önemi düşünüldüğünde, bebeğin sütten erken kesilmemesi, bebeğin sağlığı için çok önemlidir.” dedi.

Meme başı çatlaklarını ve yarıklarını engellemek için hamileliğin 8. ayından itibaren göğüslerin emzirmeye hazırlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Vormann, “Bu amaçla, banyodan sonra kullanılacak bitkisel içerikli pomadlar, doğumdan sonra hem annenin acı çekmesini engelleyecek, hem de bebeğin gelişimi için gerekli olan sürede süt vermesine yardımcı olacaktır.” diye konuştu.

Tags: , , , , , , , ,

2010 Yılı Sonbahar Kış Modası

2010 yılının modasında neler var

Yeni yıla girerken önce vitrininizi yenileyerek işe başlaya bilirsiniz.yeni kararlar alırken,yeni projelere başlamadan önce sitilinizi yenileyin yeni yılı yeniliklerle başlayın.

Kilo vermek, yeni bir iş bulmak gibi arzuladığımız değişikliklerin bazıları daha zor olabilir, işe kolay bir şeylerle de başlayabilirsiniz: Mesela görünüşünüzü yenilemek gibi. Hemen gözünüz korkmasın, tüm tarzınızı bir anda çöpe atmaktan bahsetmiyoruz. Küçük değişiklikler, moda olan bir iki yeni aksesuar veya giysi tahminimizden daha büyük bir fark yaratacak.

Yeni bir trend deneyin Yeni bir yıl, farklı bir görünüme bürünmek için mükemmel bir zaman. Bu nedenle önümüzdeki sezonun şu iki trendine bakmakta fayda var:
Fırfırlı bluzlar
Yazın ve sonbaharın bohem havalarından sonra artık daha rafine görünümler moda ve bu modanın merkezinde de fırfır var. Fırfır deyince suratınızı buruşturmayın. Zaten çok ve büyük fırfırlı giysileri önermiyoruz, hele de kilolu görünmek istemiyorsanız. Yumuşak dokulu, hafif fırfırlı bir bluz seçebilirsiniz. Bu yeni bluzla, her zaman giydiğiniz takım elbisenizi yenileyebilir, ona farklı bir hava katabilirsiniz.
Kadınsı bir elbise
Sezonun modası daha yüksek belli ve üzerinize oturan (ama vücudunuzu çok da sarmayacak) üstler ve bol, geniş ve plili etekler. Böyle bir elbise alırsanız, baharı kurtardınız demektir. Bu elbiseyi, ona uygun şık çoraplar, burnu açık topuklu ayakkabılar, bir hırka veya üzerinize oturan bir ceketle kombineleyebilirsiniz.


Var olan giysilerinizi yenileyin
Sahip olduğunuz giysileri yeni ve farklı şekillde giyerek onlara yeniden hayat verebilirsiniz. Çoraplarla deneyin. Sonbaharda giydiğiniz burnu açık ve topuklu ayakkabılarınızı ayakkabınızın rengini tamamlayan ya da onun tersi olan bir renkte olacak şekilde renkli, kalın çoraplarla giyin. Bu size biraz bohem ve çokça da sıcak ve içten bir hava katacaktır. Daha da modern görünmek istiyorsanız, yeni çoraplarınızı şifon bir etekle kullanın. Eğlenceli bir şapka ekleyin. Şapkalar farklı çeşitleriyle gene çok moda.Eski paltonuzu giyip de canlı renklerdeki şapkanızı taktınız mı, paltonuz yepyeni görünecektir. Yeni giysiler satın almak istemiyor musunuz? O zaman giysilere boşverin, çantaya bakın! Açık renkli ve kocaman deri bir çanta (deve tüyü ya da hardal tonları mükemmel seçenekler) edinin. Açık renk deri çantalar önümüzdeki sezon için modern ve taze bir görüntü arz ediyor. Üstelik alışkın olduğumuz sıkıcı siyahlardan sonra yeni bir soluk getiriyor. Renklenin. Uzun zamandır devam eden parlak renk hükümranlığından sonra bu bahar yosun yeşili, toprak rengi ve kiremit gibi daha doğal tonlara bir dönüş var. Sıcak tonlarda bir fular, şal, ya da kazağı demin saydığımız tonlarda etek, pantolon ve ceketlerle birlikte kullanın. Böylece güzel bir denge ve uyum yakalayabilirsiniz.
Eskilerden kurtulun
Görünümünüzü gerçekten değiştirmek istiyor musunuz? O zaman bunlardan mutlaka kurtulun! Eğlenceli, desenli lastik yağmur çizmeleri (Artık deri olanlar moda) İncecik hippi bluzleri ve uzun etekler (Kadınsı çizgiler, üzerinize oturan modeller geri döndü) Uzun dizi dizi inciler ya da tahta boncuklar (Bunun yerine pırıltılı siyah boncukları tercih edin) Üzerinize oturmayan geniş blazer ceketler (Kemerli, daha kadınsı ceketler bu bahar çok moda)

Neler yediğinizi gerçekten biliyormusunuz?

Uzmanlar hazır yiyeceklerin yapılarının görüldüğünden daha karışık olduğunu belirterek, bu yiyeceklerin bir çoğunu daha uzun zaman bayatlamadan kalabilmeleri için çeşitli katkı maddeleri katıldığı belirtiyorlar.
Howstuffworks’te yer alan bir haberde, 5 büyük fast food zincirinin menülerini inceleyen uzmanlar, en sık kullanılan 10 adet katkı maddesini bildirdiler;

1. Tavuk eti: Tavuk eti, sığır veya hindi etinden daha ön planda ilk sırada yer alıyor. Birçok fast-food zincirinde sığır etinden daha fazla tavuklu menü bulunuyor. Örneğin, bazı firmalar tavuk sandviçlere, nuggetlar, hediye tavuk çubukları, tavuklu atıştırmalıklar ve salatalar gibi tavukla yapılan menülere önem veriyor. Tüketime gelince sonuçlar değişiyor, çünkü buradaki et tüketimi daha fazla.

2. Xanthan Gum: Soslarda, süt ürünlerinde, kremada, içeceklerde, dondurmada ve pek çok üründe stabilizatör, emülgatör ve kıvam arttırıcı kullanılan katkı maddesi, birçok yiyecekte hoş ve tatlı bir his oluşturur. Bu katkı maddesinin bilinen herhangi bir yan etkisi bulunmuyor.

3. Mono ve digliseridler: Bu maddeler emulsifiye olarak biliniyor. Mono ve digliseridler çok geniş yelpazedeki ürünlerde kullanılıyor. Pastacılık ürünleri, yerfıstığı yağı, margarin, krem şanti, puding ve dondurma gibi ürünler bunlardan bazılarıdır.

4. Soya yağı: Soya fasülyeleri, soya yağı çıkarmak için eziliyor ve solventlerle karıştırılıyor. Bol yağda kızartmak için kullanılan soya yağı, ayrıca kraker, kurabiye, margarin, hamur işleri ve çorbalarda anahtar malzemedir. Bazı içeriklerde soya yağı olarak etiketlenirken, bazıları ise bitkisel yağ olarak tanımlar.

Soya yağı, çeşitli doymamış yağ asitleri içerir. Maalesef, doymamış yağlar uzun raf ömrüne sahip değildir. Hidrojenasyon ya da yüksek basınç altında soyayağının içine hidrojen gazı sıkıştırılarak istenmeyen bu özellik ortadan kaldırılıyor.

5. Niasin: Birçok gerekli vitamin, mineraller ile A, C ve K vitaminleri içeren brokoliyi fast-food menülerinde bulamazsınız. Taze sebze ve meyvelerin yerine işlenmiş gıdalar vardır. Buğday unu, fast-food yiyeceklerde kullanılan en yaygın işlenmiş gıdadır. Buğday unu, susamlı, susamsız, özel şekilli ekmek yapımında kullanılıyor. Ekmek ürünlerinde bulunan buğday unu, çeşitli vitaminler, mineraller, folik asit, demir ve riboflavin içeriyor. Fakat, en yaygın kullanılan katkı maddesi niasin ya da B3 vitaminidir. Niasin, suda çözünebilen ve vücuttan idrar yoluyla atılır. Günlük niasin alımı için ekmek yemek zorunda değilsiniz. Süt ürünleri, balık, yağsız et, yer fıstığı ve yumurta da bol miktarda niasin bulunuyor.

6. Monosodyum Glutamat: Namını Asya mutfağında kazanan monosodyum glutamat (MSG), birçok fast-food restoranı tarafından kullanılıyor. Monosodyum glutamat glutamik asidin bir tuzudur. Glutamik asit proteinleri oluşturan 20 amino asitten birisidir. Besinsel açıdan bakıldığında elzem olmayan bir amino asittir, yani vücudumuzda sentezlenebilir.

MSG’nin güvenirliliği yıllardır bir soru işaretidir. 1959 yılında, Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi, MSG’yi güvenilir madde olarak sınıflandırdı. Sonra, 1980′li yıllarda araştırmacılar, glutamat ailesindeki kimyasalların beyin dokularına hasar verip vermediğini merak etmeye başladılar. Bu konudaki çalışmalar, sinir sisteminin normal fonsiyonunda glutamatın rolünü ortaya çıkardı. Aç karnına fazla miktarda MSG yiyenlerde ve astımlı hastalarda kısa süreli yan etkiler görüldü.

7. Tuz: Sodyum klorür ya da tuz, fast-food menülerinde her zaman bulunuyor. İlk sırada olmamasına rağmen tatlı yiyeceklerde bile tuz var. Fast-food zincirleri, yemeklerini daha lezzetli yapmak için tuz kullanıyor. Biberle beraber mevsim hamburgerlerinde eşleşen tuz, ekmekte, et ürünlerinde ve peynirde kullanılan başlıca katkı maddesidir. Bazı firmaların menülerinde 1,15 gram tuz bulunuyor.

Birçok sağlık uzmanı çok fazla tuz yenmemesi gerektiği konusunda halkı uyarıyor. Çünkü fazla tuzlu yiyecekler yemekle yüksek kan basıncı arasında bir ilişki olduğu açıklanıyor. Yetişkinler için günlük 6 gram, 7-10 yaş arası çocuklar için günlük 5 gram ve 4-6 yaş arası çocuklar için ise 3 gram tuz tüketimi öneriliyor.

8. Karamel Renk: Renk katkı maddeleri, yiyeceğin öz rengini korumak, renk değereni artırmak ya da renk doğal olarak bulunmadığında ekleniyor. En yaygın renk katkı maddeleri: Yellow No. 5, Yellow No. 6 and Red No. 40. Bir kaynağa göre, jöle ve hamur işlerinde kullanılan Red No. 40, Amerika’da kullanılan en yaygın gıda boyasıdır. Yellow 5 ve 6 ise peynirlere, pudinglere ve turta malzemelerine ve alkolsüz içeceklere altın parlaklığını veren diğer boyalardır. Ancak, fast-food menülerini incelediğimizde karamel rengin daha yaygın kullanıldığı görülüyor. Ancak karamel rengin ürünün lezzetinde hiçbir etkisi bulunmuyor.

9. Yüksek fruktozlu mısır şurubu: 1957 yılında 2 bilimadamının geliştirdiği yüksek fruktozlu mısır şurubu, konserve yiyeceklerde, kek ve bunun gibi ürünlerde, ketçaplarda (bir yemek kaşığı ketçapta bir çay kaşığı bulunuyor) dondurmalarda, pastillerde, reçellerde ve birçok başka yiyecek maddesinde kullanılırken, diğer benzeri madde ise alkolsüz içeceklerde (kola, soda vb.) bulunuyor.

Üreticiler, 3 adet enzimin de genetiğiyle oynayarak yüksek sıcaklığa dayanıklı hale getiriyorlar. Böylece yediğimiz içtiğimiz herşeye (pastaneden aldığımız baklava ve kola da dahil) genetiğiyle oynanmış bu sözde şekeri bol bol katıyorlar, çünkü normal şekere göre çok ucuz.

Gıdalarda yoğun olarak kullanılmaya başlandığı 1980′ den itibaren Amerika’da obezlik neredeyse 4′e katlandı. Baskılara boyun eğmeyen pek çok bilim adamı bu yükselen obezliğin en büyük suçlusu olarak bu maddeyi gösteriyor.

10. Sitrik asit: Tuz yüzyıllardır etleri ve balıkları korumak için kullanılıyor. Gıda uzmanları ve üreticiler diğer kimyasalların da koruyucu olduklarını keşfettiler. Limon, greyfurt gibi birçok meyvede doğal olarak bulunan sitrik asit, bunlardan biri. Gıdaların ve çeşitli organik maddelerin dayanıklılığını arttırmak için ve bazı alkolsüz içeceklere tat vermek için kullanılan sitrik asitten, şekerleme ve ilaç yapımında da yararlanılıyor. Sonuç olarak, sitrik asit nüfusun yüzde 99,9′unda herhangi bir yan etkisi bulunmuyor.

Tags: , , , , ,