Ağız Kokusundan Kurtulmak Artık Zor Değil
1-Dişlerinizi ve dişetlerinizi koruyun ağız ve dişlerinizin temizliğine dikkat edin Diş …
Günümüzde dakika da 11 yeni olgunun aramıza katıldığı çağımızın salgını olarak kabul edilen hastalık, AIDS. İlk defa 1981 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde ve Haiti’den gelen göçmenlerde ender rastlanan Pneumocystis carinii pnömonisi (PCP) ve Kaposi sarkomu (KS) olgularının saptanması ile AIDS, “Edinsel İmmün Yetmezlik Sendromu” tanımlanmıştır. PCP ve KS olguları o tarihe kadar tek tek olarak görülmekte ve herhangi bir sorun olmamakta idi. Aynı tarihlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde sağlık merkezi klinisyenleri ve epidemiyologlar özellikle genç homoseksüel erkeklerde, birlikte görülen hastalık tablolarını fark etmişler ve bu olguları Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezine (Center for Disease Control and Prevention-CDC) bildirmişlerdir. 1981 yılının Haziran ayında sürveyans çalışmaları başlamış ve Şubat 1983 tarihine dek 1000 HIV/AIDS olgusu bildirilmiştir.
1980′li yılların başlarında olgu sayısının az olması ve homoseksüel erkek grubunda görülmesi nedeni ile hastalık fazla ilgi çekmemişti. Ne zaman ki biseksüel erkekler aracılığı ile kadınlara ve enfekte hamile kadınlardan da bebeklere enfeksiyon geçmeye başladı, olgu sayıları giderek arttı ve HIV/AIDS tüm dünyanın odak noktası durumuna gelmeye başladı.
Yayılma yollarının özelliği, hastalığın belirtisiz geçen uzun bir döneminin olması ve tanı koymanın kan testleri dışında olanaklı olmaması HIV enfekte olgu sayılarının giderek artmasına neden olmaktadır. Tıp dünyası, gönüllü kuruluşlar hastalığın öneminin anlatılabilmesi, toplumun bilgilendirilmesi ve korunma yollarının öğretilmesi için çalışmalar düzenlemeye başlamışlar ve 1 Aralık gününü de “Dünya AIDS Günü” olarak ilan etmişlerdir. Dünya Sağlık Örgütü her yıl 1 Aralık için bir slogan belirlemekte ve tüm ülkeler bu çerçevede toplumu bilgilendirmeye yönelik çalışmalar yapmaktadırlar. 1999 yılının sloganı “Dinle, Öğren, Yaşa!” olarak belirlenmiş olup bu slogandaki amaç, hastalıkla ilgili farkındalılığı artırmak ve AIDS programlarını güçlendirmek olarak düşünülmüştür.
Kan ve kan ürünlerinin rutin HIV yönünden taranması, antiretroviral ilaçların kullanıma girmesi, fırsatçı enfeksiyonların profilaksisinin (önlenmesinin) ve tedavisinin yapılabilmesi, yaygın ve etkili eğitim programlarının uygulanmaya başlanması ile HIV/AIDS epidemisinde (yaygınlığında) son yıllarda önemli değişiklikler gözlenmeye başlamıştır.
Dünyada HIV/AIDS
Birleşmiş Milletler HIV/AIDS Ortak Programı (UNAIDS) verilerine göre dünyada 1994 yılında 17 milyon HIV/AIDS’li kişi yaşarken Aralık 1999 da bu rakamın 33.6 milyona ulaştığı bildirilmektedir (Şekil 1).
Epideminin (Salgının) başından beri 16.3 milyon kişi yaşamını HIV/AIDS nedeni ile yitirmiş olup, bu olguların 12.7 milyonu 15-49 yaş arası erişkin ve 3.6 milyonu 15 yaş altı çocuklardan oluşmaktadır. 1999 yılı içinde 5.6 milyon yeni olgu bildirilmiş olup, bu sayılara günde 16.000, dakikada 11 yeni olgu eklenmektedir. Veriler, son iki yıldır toplam HIV/AIDS olgularında bir önceki yıla göre %10 oranında bir artış olduğunu ve yeni enfekte olguların %10′unun 15 yaş altı ve %50′sinin ise 15-24 yaş arası gençler olduğunu bildirmektedir. Bu veriler göstermektedir ki; epidemideki en önemli değişikliklerden birincisi hastalığın ilk görülme yaşının 20’den 15’e inmesidir. İkinci önemli değişiklik ise epideminin başlarında %20 olan enfekte kadın oranının %40-50′lere yükselmiş olmasıdır. Epidemiyologlar kadın erkek oranındaki bu eşitlenme trendinin geriye dönemeyeceğini tahmin etmektedirler.
Dünyada HIV/AIDS olgularının %94′ü gelişmekte olan ülkelerde, %86′sı da Sahra-Altı Afrika, Güney ve Güneydoğu Asya’da görülmektedir. İlk olguların görüldüğü yerler olan Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde 1994 yılından beri her yıl tanı konan yeni olgu sayıları bir önceki yıldan fazla değil iken, Afrika, Hindistan, Tayland gibi Asya ülkelerinde olgu sayıları katlanarak artmaktadır. Bu farkın asıl nedeninin eğitimden kaynaklandığı düşünülmektedir, çünkü gelişmiş ülkeler etkin eğitim programları ile HIV/AIDS’ i ve korunma yollarını öğretebilmeyi başarmış gözükmektedir. Eğitimde programların yanı sıra bir diğer önemli etkende ekonomik güç olarak kabul edilmektedir. Gelişmekte olan ülkeler kısıtlı bütçeleri ile giderek artan sayıdaki hastalarını tedavi için gerekli masrafı yapmakta zorlanırken, beraberinde eğitim programlarını yürütememektedirler.
Bazı gelişmekte olan ülkelerde ve sanayileşmiş ülkelerde HIV enfeksiyonunun yayılımını engellemeye yönelik çeşitli programlar düzenlenmektedir. Damar içi madde kullanımının önlenmesine yönelik çalışmalar, ithal kan kullanımını sınırlayan politikalar, temiz enjektör değiştirme programları yapılmış olsa da bunların hiçbiri tek başına HIV bulaşını önlemede yeterli programlar olarak gözükmemektedir.
Türkiye’de HIV/AIDS
Türkiye’de cinsel yolla bulaşan hastalıklarla ilgili yeterli önlemlerin alınamaması ve eğitim programlarının yeterli etkinlikte olamaması nedenleri ile HIV/AIDS büyük bir sorun olmaya başlamaktadır. Ancak ülkemizde sağlık kayıt sistemlerinin özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda yeterli çalışmaması ve hastalığın uzun süren belirtisiz döneminin olması nedeni ile gerçek rakamların bunun çok üstünde olduğu düşünülmektedir. Türkiye’de ilk olguya 1985 yılında tanı konmuş ve o tarihten başlayarak 1992 yılına kadar olgu sayılarında bir önceki yıla göre fazla artış saptanmaz iken, 1992 yılından beri olgu sayıları katlanarak artmaktadır.
Türkiye’de HIV/AIDS olgu sayılarının artma nedenleri şöyle sıralanabilir
Ülke nüfusunun genç olması,
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilgilerin kısıtlı olması,
Turizm sektörünün ülkemizde giderek gelişmesi: Ülkemize her geçen gün daha fazla sayıda turist gelmektedir. Özellikle HIV/AIDS olgularının sık olduğu ülkelerden gelen turistler arasında bu hastalığa yakalanmış kişilerin bulunma olasılığı fazladır.
Yurtdışında çalışan Türk vatandaşlarının çok sayıda olması ve giderek artması: Özellikle yurt dışında uzun süreli kalan vatandaşlarımızın bulundukları ülkedeki hasta sayısının sıklığına bağlı olarak bu hastalığa yakalanma riski artmaktadır.
Damar içi madde kullanımının giderek artması: HIV/AIDS bulaş yolları arasında damar içi madde kullananlar ikinci sırayı oluşturmaktadır. Damar içi madde kullananların sayılarının giderek artması HIV enfekte olgu sayılarının da artmasına neden olmaktadır.
Ülkemizde cinsiyete göre dağılımda
%73.5 erkek,
%26.5 kadın olarak saptanmaktadır.
Olguların %20′sinin sürekli yaşadığı yerin yurtdışı olduğu, toplam 57 ilden bildirim yapıldığı ve en fazla bildirimin Ankara, İstanbul ve İzmir’den olduğu bildirilmektedir.
HIV/AIDS’in Bulaş Yolları ve Korunma
/ Risk gruplarına göre HIV/AIDS olguları incelendiğinde:
%46.3 heteroseksüel,
%9.48 damar içi madde kullananlar,
%9 homoseksüel,
%5.5 kan transfüzyonu (%1.5 hemofili hastaları, %4 diğer) yolu ile,
%0.85 anneden bebeğe geçiş,
%28.1 ise bilinmeyenlerden oluştuğu görülmektedir.
%28.1 gibi büyük bir oran göstermektedir ki eksik bildirim söz konusudur ve bu da ülkemizdeki epideminin boyutunu öğrenmedeki güçlüğü gözler önüne sermektedir.
Cinsel yolla bulaşma
HIV enfeksiyonunun en önemli bulaş yolu cinsel temastır. HIV/AIDS her türlü cinsel temasla (homoseksüel, heteroseksüel, vajinal, oral, anal) bulaşmaktadır. Semen (meni) ya da kanla temasa neden olabilecek her türlü cinsel etkinlikte bulaş riski bulunmaktadır. Bu tür bulaşa bağışık hiç kimse bulunmamaktadır. Bulaş için HIV (+) kişi ile yapılan tek bir cinsel temas bile yeterli olmakta ancak cinsel temas sayısı arttıkça bulaş riski artmaktadır.
Cinsel aktiviteden bütünüyle kaçınarak ya da enfekte olmayan eşle monogamik bir ilişki sürdürerek HIV enfeksiyonunun bulaşı önlenebilmektedir. Cinsel temas sırasında prezervatif (kondom, kılıf) kullanılmasının koruyuculuğu, kondomun lateks olması, doğru ve sürekli kullanılması, yırtık ya da delik olmaması kaydıyla kanıtlanmıştır. Kadınlar için hazırlanmış olan intravajinal kondomlar da doğru ve sürekli kullanımla etkili olmaktadırlar.
Kan ve kan ürünleri ile bulaşma
Kanda virüsün yoğun miktarda bulunması nedeni ile virüsü taşıyan kişilerden alınmış kan ve kan ürünleri ile hastalık bulaşabilmektedir. 1985 yılında antikor testlerinin bulunması ile dünyanın her yerinde kan ve kan ürünlerinin hastaya verilmeden önce HIV yönünden test edilmesi zorunlu kılınmıştır. Türkiye’de 1987 yılından beri tüm kan ve kan ürünlerine ELISA yöntemi ile antikor saptandıktan sonra hastaya verilmektedir, bu nedenle kan ve kan ürünleri ile olan bulaş azalmış gözükmektedir. Ancak hastalığın pencere döneminin olması, acil durumlarda test yapılmadan kan ve kan ürünlerinin kullanılabilmesi nedenleri ile oranı çok azda olsa bu yolla geçiş bildirilmektedir. Damar içi madde kullanımı alışkanlığının önlenmesi, tedavi edilmesi, kullanılıyorsa ortak enjektör kullanımı risklerinin anlatılması bu grup hastalarda HIV bulaş riskini azaltmaktadır. Bazı Avrupa ülkelerinde ve Amerika Birleşik Devletleri’nde devlet tarafından temiz enjektör dağıtım programları uygulanmakta ve çalışmalar önemli ölçüde başarı sağlandığını bildirmektedir. Gelişmiş ülkelerde enjektör paylaşımının azaldığı, steril iğne satın alınışında ve iğne temizleme işlemlerinde artma gözlendiği saptanmaktadır.
Anneden bebeğe bulaşma
HIV gebelik süresince, doğum sırasında ve postpartum (doğum sonrası) dönemde emzirmekle bebeğe geçebilmektedir. Bu oran %20-30′dur. Ancak HIV (+) anneye gebeliğinin son üç ayında, doğumdan sonra da bebeğe antiretroviral tedavi başlanır ve elektif sezaryen uygulanırsa bu oran %8-10′lara düşebilmektedir.
Perinatal(Doğum sırasında) geçişte korunmada önemli olan öncelikle HIV prevalansı(görülme sıklığı) yüksek olan bölgelerde doğurganlık yaşındaki ve HIV enfeksiyon riski olan kadınlara hastalığı öğretebilmektedir. Eğer kadın HIV (+) ise doğum kontrol yöntemleri öğretilmeye çalışılmaktadır. Buna karşın gebe kalan HIV (+) kadınlara erken dönemde kürtaj yapılması pek çok ülke tarafından kabul edilmektedir. Eğer anne adayı bebeği doğurmak istiyorsa gebeliğin son üç ayında anneye, doğumdan sonra da bebeğe antiretroviral tedavi başlanmakta ve hasta yakın izleme alınmaktadır.
Sağlık personeline bulaşma
Sağlık personeline kan ile kontamine olmuş (bulaşmış) vücut sıvılarıyla temas sonucunda HIV’nin geçişi olanaklı olabilmektedir. Kontamine iğne batmasını izleyen serokonversiyon riski %0.3 iken, mukoza ya da derinin kanla kontamine vücut sıvılarıyla teması sonucunda serokonversiyon riski çok daha düşüktür. Sağlık personeli öykü ve fizik inceleme ile enfekte hastaları ayırt etme olanağına sahip olamadıklarından korunmak için tüm hastaların kan ve diğer vücut sıvılarını potansiyel enfekte kabul ederek evrensel önlemlere uyarak çalışmalıdırlar.
Ülkemizde henüz sayıları bini bulan HIV enfekte olgular için hasta sayıları milyonları bulan ülkelerden örnek alarak, sayıların daha da artmasını engellemek için çalışmalarımızı artırmalıyız. HIV infeksiyonunun bulaş yollarını bilmek, korunmayı öğrenmek, öğretmek ve davranış değişikliğinde bulunulmasını sağlamak, HIV/AIDS’li hastaları toplumdan dışlamadan hep birlikte elele vererek yaşamakla bu hastalığa karşı savaşım verebiliriz.
Tags: HIV AIDS ve KorunmaOkulların kapanmasıyla aileler çocuklarıyla birlikte tatil bölgelerine akın etmeye başladı. Aileler çocuklarını güneş ışınlarından korumak için en pahalı güneş kremlerini almayı tercih ediyor.
Ancak Alman kalite standardı kurumu Warentest, güneş kreminin kalitesinin pahalı ya da ucuz olmasıyla ilgisi olmadığını ortaya koydu. Hatta ucuz satılan güneş kremlerinin daha etkili olduğu ortaya çıktı.
Warentest’in 19 güneş kremi markası üzerine yaptığı araştırmada, 100 miligramının fiyatı 2 eurodan düşük olan güneş kremlerinin güneşten daha iyi koruduğu ortaya çıktı. 100 miligramın 21 euro olan en pahalı güneş kremi ise “ortalama” bir not aldı.
Kremi içeriğine bakarak seçin
Warentest aileleri güneş kremi alırken fiyatından çok içindeki suya ve güneşe karşı dayanıklı olup olmadığına dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Warentest ayrıca bir önceki yıldan kalan güneş kremlerinin de rahatlıkla kullanılabileceğini ve güneş kremlerinin bozulmasının pek söz konusu olmadığını belirtti.
Tags: bebek güneş kremi, çocuk güneş kremi, daylong güneş koruyucu, daylong güneş kremi, evren güneş, güneş, güneş ışınları, güneş koruyucu krem, güneş koruyucu kremler, güneş krem, güneş kremi, güneş kremi fiyatları, güneş kremleri, güneş kremleri fiyatları, güneş kreremi, güneş lekesi, güneş losyonu, güneş resimleri, güneş şekli, güneş tutulması, güneş yağı, güneşten koruyucu krem, sabah güneş, sebamed 50 faktör, sebamed güneş koruyucu, sebamed güneş koruyucu krem, sebamed güneş kremi, sebamed güneş kremleri, yüz güneş kremiCerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Tıp Tarihi Kürsüsü’nü yöneten Prof. Dr. Ayten Altıntaş’ın yaptığı bilimsel araştırma gül çiçeği ve gül yağının kanser tedavisinde de kullanılabileceğini gösterdi. Isparta Valisi Ali Haydar Öner, gülde tıp dünyasına ışık tutacak çalışmaların kendisini heyecanlandırdığını söyleyerek, “Çiçekler arasında, inanç dünyamızda önemini bildiğimiz gül çiçeği kozmetik sanayi ve ilaç sanayindeki yeriyle biliniyor. Tıp tarihi profesörü Sayın Altıntaş’ın bu konudaki araştırmaları bizler için çok önemli. AR-GE çalışmaları sonucu gül çiçeğinin yeni özelliklerinin keşfedilmesi beni heyecanlandırıyor. Çiçeklerin şahı olan gülün Isparta’da yetişiyor olması, dünya gül üretiminin yüzde 65′inden fazlasının Isparta’da yapılması ve bunun kozmetik sanayinde kullanılması çok anlamlı. Gül üreticileri bazı sıkıntılarla zaman zaman karşılaşmışlar. Gülün sahip olduğu değerlerin farkına varılıyor olması Türkiye ekonomisi açısından da önem taşıyor. Bu nedenle her türlü gelişmeyi heyecanla karşılıyoruz” şeklinde konuştu
SONUÇLAR OLUMLU
Gülbirlik Genel Müdürü Bolat Tamer de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş’ın yönetiminde çalışan bilim insanlarının gülün antioksidan etkilerini saptadığını, özellikle cilt kanseri olmak üzere kanserli hücrelere karşı sonuç verdiğini bildirdi. Tamer, gülün kanser tedavisinde kullanılabileceğinin belgeleriyle kendilerine açıklandığını kaydetti. 2010 yılında heyecan verici 2 bilimsel proje üzerinde çalıştıklarını belirten Tamer, “Gül çiçeğinin antioksidan etkisinin olduğundan emindik. Çağlar boyu tedavi amaçlı kullanılmış bir ürün. Bu doğrultuda bilimsel çalışmalar devam ediyor. Gülün ruh sağlığı ve kas, sinir gevşetici özellikleri olduğu da aşikar. Şimdi biz 2010 yılını ilmi projeler yılı olarak ilan ettik. 2010 yılında iki yeni bilimsel ürün sunacağız” dedi…
Uzmanlar, horlamayı durdurmak için başınızı yukarı kaldırmak amacıyla yatağınızın baş kısmının altına bloklar yerleştirmenizi öneriyor.
Horlama boğazınızdaki ya da burnunuzdaki fazla dokudan veya dilinizin konumundan kaynaklanırken sayıklama ise tükürük bezlerinden gelen aşırı akış nedeniyle ortaya çıkabiliyor. Bu noktada konservatif tedaviler yardımcı olabilir ya da bu problemlere çare olabilir. Eğer bunlar işe yaramazsa, ameliyat bir başka seçenektir.
Uzmanlar, horlamayı durdurmak için başınızı yukarı kaldırmak amacıyla yatağınızın baş kısmının altına bloklar yerleştirmenizi öneriyor. Yan tarafınıza yatmak da yardımcı olabilir. Uykunuzda sırt üstü dönüyorsanız, tişörtünüzün sırt kısmına sizi rahatsız edebilecek sert bir nesne dikin. Böylece sırtüstü dönünce rahatsız olursunuz ve horlamadan uyursunuz.
Daha ciddi sorun olan uyku apneniz varsa, CPAP cihazı (düşük dirençli bir hortum ve hortumun ucundaki maske aracılığıyla hastanın üst solunum yollarına sürekli basınçlı hava verir) kullanın. Horlama uyku apnesinde yaygın olduğunu söyleyen uzmanlar, maske kullanımı sayesinde hastanın yeterli oksijen aldığını ve ağızdan nefes alma ihtiyacını bertaraf ettiğini belirtiyorlar.
Bunların yanında horlamayı önlemek için dişhekimliği cihazı olan ağız koruyucu kullanabilirsiniz. Bu aparat, havayolunuzu açık tutmak için çenenizi ve dilinizi ayarlıyor.
Sayıklamayı nasıl durdurabilirsiniz?
Bir uyku problemi olan sayıklamanın tedavisi için doktora gitmelisiniz. Çünkü sayıklamayı önlemeniz için doktorun vereceği, tükürük üretimini kontrol altına alan otonomik sistemin parçası olan parasempatik sistemi engelleyen ilaçlar kullanmanız gerekiyor. Ya da anestezi altında etkinliği 8 ay süren parotid bezinin içine botulinum A toksini enjekte ettirebilirsiniz.
Bu şekilde ilaç almak istemiyorsanız, biyo-feedback (Vücut ısısı, cilt direnci,solunum sayısı, kas gerginliğini ve kalp atım sayısını özel elektrodlar ile ölçerek kişinin bedensel duyumları ve düşünceleri arasındaki ilişkiyi görselleştiren bir düşünce teknolojisi cihazı) ve hipnozu deneyebilirsiniz. Konuşma terapisi de sayıklayan çocukların tedavisine etkili olabilir.
Tags: akut sinüzit, alerji, alternatif tıp, aşırı, astım, bademcik hastalığı, basur, bebeklerde horlama nedenleri, bitkisel tedavi, bunama, çocuklarda bademcik, çocuklarda horlama, çocuklarda sinüzit, çok güzel hareketler bunlar horlama, cpap maskesi, epilepsi, faranjit tedavisi, farenjit tedavisi, gebelikte horlama, geniz eti, geniz eti kanseri, grip tedavisi, guatr, hamilelikte horlama, hastalık, hastalıklar, horlama, horlama ameliyatı, horlama aparatı, horlama aparatları, horlama bantı, horlama bebek, horlama merkezi, horlama neden olur, horlama nedenleri ve tedavisi, horlama nedir, horlama önleyici, horlama önleyici burun aparatı, horlama protezi, horlama sebepleri, horlama sesi, horlama sesi dinle, horlama sesi indir, horlama sesleri, horlama spreyi, horlama tedavi, horlama tedavi merkezleri, horlama tedavi yöntemleri, horlama tedavileri, horlama tedavisi, horlama tedavisi yapan hastaneler, horlama ve tedavisi, horlama yastığı, horlama yüzüğü, horlamanın bitkisel tedavisi, horlamanın nedenleri, horlamanın tedavisi, horlamanın zararları, horlamaya son, huzursuz bacak, ishal, kabakulak, kbb merkezi, kolit tedavisi, kronik sinüzit, kulak burun boğaz, kulak burun boğaz merkezi, kulak çınlaması, kulak çınlaması tedavisi, migren, nezle tedavisi, obstrüktif uyku apnesi, orta kulak iltihabı, polisomnografi, prostat, radyo frekans tedavisi, reflü, reflü nedir, şeker hastalığı, sendromu, sinüzit, sinüzit tedavisi, snorekil horlama protezi, sürekli öksürük, troit, uyku apne, uyku apnesi, uyku apnesi cihazı, uyku apnesi nedir, uyku apnesi tedavi, uyku apnesi tedavisi, uyku bozukluğu, uyku bozuklukları, uykuda, uykuda horlama, uykuda horlamanın nedenleri, varisÇok fazla uyumayın Yapılan araştırmalar günde 8 saatten fazla uyuyan insanların ölüm oranını normalden daha fazla olduğunu ortaya koydu. Ama bu partilerde sabahlayanlar için iyi haber değil. Çünkü 4 saatten daha az uyumak da yaşam süresini kısaltıyor. Günde 6 ile 7 saat arasında uyumanın yaşam süresini uzattığı belirtiliyor. · İyimser olun İyimser insanların kötümserlere göre kan basınç düzeylerinin düşük olması ve strese daha az yatkın olmalarının kalp krizi riskin azaltarak yaşam sürelerini uzatıyor. · Daha fazla seks yapın Salgılanan hormonlar sayesinde stres düzeyini ve kan basıncını seviyesini düşürerek kalp krizi riskini azaltıyor. Ayrıca Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre düzenli cinsel yaşam prostat kanseri ile de savaşıyor. ·Evcil hayvan besleyin Özellikle köpek olmak üzere evinde evcil hayvan besleyen kişilerde azalan stres ile kalp krizi riski de düşüyor. Bunun evinde hayan beslemeyenlere göre yaşam süresini uzatmada %12 etkili olduğu belirtiliyor.Ayrıca yalnızlık duygusu ve depresyonun önüne geçtiği gibi egzersiz sağlıyor.
Kolestrolünüzü ölçtürün araştırmalar kolestrol seviyesi tehklikeli düzeyde olan birçok insanın bundan haberi olmadığını söylüyor. Kalp hastalıklarına yol açan kolestrol seviyesinizi öğrenmek için test yaptırmak buna bağlı oluşan ölüm riskini de azaltacaktır. Zengin olun Yapılan istatistiklere göre gelir düzeyinin yüksek olduğu ailelerde düşük olanlara göre kronik hastalıkların görülme oranı çok daha düşük. Beslenme, yaşadığınız ev ortamı ve aldığınız sağlık hizmetlerinin standartları yükseldikçe sizin de yaşam süreniz uzamakta. · Sigara içmeyin Duymaya alışık olduğunuz bu madde yapılan her araştırmayla doğruluğunu kanıtlıyor. Kanser kalp krizi riskini kat kat artıran bu alışkanlık yaşam sürenizi kısaltan en büyük düşmanlardan biri.
Sakinleşin Stres kan basıncını yükselterek sakin insanlara göre kalp hastalıklarına yakalanma oranını 3 kat artıran bir faktör. Orta yaşta ise bu oran 6 kata çıkarak yaşam süresini kısaltıyor.
· Antioksidan alın
Kanser ve Alzheimer hastalıklarına karşı iyi bir savaşçı olan antioksidanlardan yana zengin olan besinleri sofranızdan eksik etmemeniz gerekiyor.
· İyi bir evlilik yapın
Evlilikteki stresin yaşam sürenizi kısaltma ihtimalinin yanı sıra genetik açıdan iyi özelliklere sahip bir eş seçmeniz çocuğunuzun yaşam süresini uzatabiliyor.

Peşimizi bırakmayan selülitler. Selülitsiz bir vücut hayal değil.Selüllitin nedenleri ve kalıcı çözüm yollarını öğrenmek için yazımızı okumanızı tavsiye ederizSelülit dolaşım bozukluğundan kaynaklanan bir problemdir.Çok zayıf kişilerde de selülit olabildiği çok kişi tarafından bilinmektedir.Selülitin nedenleri ortadan kaldırılmadan selülite çözüm bulunmuş sayılamaz.Selülite bir de şu açıdan bakalım.. Günümüzde, anneannelerimizde babannelermizde yaşlarına rağmen selülit çok az görülüyor.Oysa daha 18 yaşında bri genç kızda bile selülilit problemi çoğunlukla ortaya çıkmakta.Peki niye yaşlılarda geçnlere oranla daha az görülür bu selülit?Cevap çok basit aslında günümüzün hareketsiz yaşam biçimi ve işlenmiş gıdalardan oluşan beslenme alışkanlığımız en büyük iki nedendir selülit oluşumuna.Eskiden çamaşır makinası elektrik süpürgesi mi varmış dediğinizi duyar gibiyiz.Evt doğru, teknolojinin getirdiği kolaylıklar modern insanı her geçen gün daha da hareketsiz bir yaşama şekline itiyor adeta.
Peki sorun ortada genç yaşta estetik görünümü hatta sağlığı bozulmuş girintili çıkıntılı bir deri iken yani selülitin bir çaresi yokmu? Çok mu zor bu selülitten kurtulmak? Estetik yöntemleri bir kenara bırakıyoruz.
Doğal ve kalıcı olandan yanaysanız işte size selülitten kurtulma yolları
1. Günde 8 bardak su için. Hatta içebilyorsanız daha fazla bile olabilir.Yaz aylarında terleme yoluyla daha çok su atıldığından çok su içmek gerekir.
2. Çay, kahve ve kola gibi kafeinli içecekleri mümkün olduğunca az tüketilmeli.
3. Alkolden ve sigaradan uzak durun.
4. Tuz tüketimini azaltmalı sofrada tuzluk bulundurulmamalı yemeklere fazla tuz atılmamalı.Turşu, salamura gibi tuzlu konserve yiyeceklerden uzak durulmalı.
6. Fırında pişirme,ızgara ve haşlama yöntemlerini kulllanmalı, kızartma ve kavurmadan kaçınılmalıdır.
7. Abur cuburlarla ve işlenmiş gıdalarla beslenilmeli (çikolata,bisküvi,cips..)
8. Düzenli egzersiz yapmak selüliti önleyen ve yok eden en önemli önlemdir.Haftada en az 3 kez 45 dakika esneme,kardiyovasküler egzersiz ve sıkıştırma egzersizleri yapmak selüliti önemli derecede azaltır.
9. Yüzme de bir çok kası çalıştırdığından selüliti önler.
10. Egzersiz yapamayanlar günde yarım saat tempolu yürüyüş yapmalıdır.
11. Kilonuzu belli bir seviyede tutun.Hızlı kilo alıp vermek selülitleri

Dünyanın pek çok ülkesinden bilim adamlarının yaptığı araştırmaları bir araya getiren Hazel Courtneye göre, uzun yaşamak isteyen kadın lar, beslenme konusunda bazı önerilere uyarak sağlıklı ve uzun bir yaşam sürebilirler. Uzun ve sağlıklı bir yaşam, aslında çok da zor değil. Ünlü bilim adamlarının verdiği tavsiyeleri uygulamak, uzun bir yaşam için yeterli.
Hazel Courtneyin 500 of the Most Important Ways To Stay Younger and Longer adlı kitabında yer alan bilgilere göre kadın lar uzun yaşamak istiyorlarsa, aşağıda verilen bazı tavsiyelere uymaları gerekiyor.
- Sağlıklı beyin hücrelerine, damarlara ve cilde sahip olmak için, rafine olmamış ay çekirdeği, kabak çekirdeği, susam ve cevizi sofranızdan eksik etmeyin.
- Alzheimer hastalarında çok az bulunan acettlcholine maddesinin kaynağı olan ciğer, böbrek, lahana, sardalye balığı gibi yiyecekleri, diyet inizde mutlaka bulundurun.
- Hafızanızı kuvvetlendirmek için adaçayı için.
- Egzersiz, meditasyon ve masaj ile rahatlayın. Stres, beyne zarar veren kortisol adlı hormonun salgılanmasına neden olur.
- Omega-3 yağlarını içeren somon, sardalye, palamut gibi balıkları haftada en az 2 kez yiyin.
- Her gün en az 1 saat güneş ışığı görün.
- Erken yatın. Gece yarısından önceki 2 saat, hücre yenilenmesi için en uygun zamandır.
- Olumlu düşünün. Olumlu düşünen ve değişen durumlara çabuk adapte olan kişiler, daha mutlu ve doyumlu bir hayat yaşıyor.
- Geceleri daha derin uyumanızı sağlayan lactucarium adlı maddeyi içeren marul yemeyi ihmal etmeyin.
- Sentetik kumaşlardan elbise giymeyin. Derinizin nefes almasını engeller.
- Acılı yemekler yiyin. Çünkü bunlar, vücuda endorfin hormonu salgılanmasına yardımcı oluyor.
![]() |
|